AURA ETERİK BEDEN

AURA

Aura vücudumuzun çevresini sarmış bir kalkan görevi yapar(Elektromanyetik alandan oluşur)
Auramız sağlam ve güçlüyse negatif enerjiden hastalıklardan etkilenmez. Zayıflamışsa hastalıktan negatif enerjiden etkilenir ve fiziksel ruhsal hastalıklara açık oluruz.
Her canlı cansızın her nesnenin aurası bulunmaktadır. Canlıların aurası daha kolay görülür bunun nedeni ise, canlıları meydana getiren atomların daha aktif yapıda olması. Vücunda bulunan çakralar aura ile birlikte çalışmaktadır. auranın renkleri tabi bu insanların gelişmesi ve ruh durumuna göre renkleri değişiyor. Mutlu olan kişilerde kesiksiz ve renkli, mutsuz olan kişilerde gri kırıklı yapıdadır. Auranın birden çok katmadan oluşur bunlar ruhsal beden, zihinsel beden, eterik bedendir.

RUHSAL BEDEN

Etkin beden de denilen ruhsal beden, tüm enerji bedenleri arasında en yüksek frekansa sahip olanıdır. İnsan varlığı henüz ruhsal düzleminin yeterince bilincinde olmadığı için, aurası fizik bedenden yalnızca bir metre kadar yüksekliğe ulaşır. Fakat tamamen uyanmış bir insanın ruhsal aurası oval şekli kusursuz bir daireye dönüşmüş halde, kilometrelerce öteye yayılabilir.

Eğer aydınlanmış bir ustanın huzurunda bulunma fırsatını yakalamışsanız, bir mil ötesinde bile atmosferin nasıl aniden değiştiğini fark etmişsinizdir. Aura menzilinin dışına çıktığınızda, ustanın huzurunda hissettiğiniz ışık, bolluk ve sevgi yoğunluğu kaybolacaktır.

Ruhsal beden ve aurası en zarif renklerle parlar. Sözlerle anlatılamayacak kadar derin bir yayılıma sahiptir. Ruhsal beden, sürekli olarak, bu enerjiyi varlığın ruhsal düzeyinden alır. Enerji daha düşük frekanslara inse bile, zihinsel, astral ve eterik bedenlerde akmaya devam eder. Bu bedenlerin titreşimlerini hızlandırır ve kendi kürelerinde en yüksek ifade biçimine ulaşmalarına yardım eder. Bu enerjiyi bilinçli olarak algılamamız ve alıp kullanmamız çakraların koşut gelişimine bağlıdır.

Ruhsal beden yoluyla iç birliği tümüyle yaşarız. Bütün belirtilerin, görünümlerin kaynağı ve yaratılışın temeli olan ilahi varlık ile bütünleşiriz. Bu düzlemde, yaratılışta var olan herşeyin içine girebiliriz.

Kişi, dünyevi astral ve zihinsel düzlemlerin gerektirdiği bilinç evrelerini aşmış olsa bile, ölümsüz olan ruhsal bedenin dışındaki tüm bedenler zaman içinde yavaş yavaş çözülürler.
Varoluşumuzun kaynağını ve hedefini ve yaşamımızın amacını yalnızca ruhsal beden yoluyla tanıyabiliriz. Kendimizi onun titreşimlerine açtığımızda, yaşamımız tamamen yeni nitelikte zenginleşecektir. Tüm eylemlerimiz yüksek benlikten doğar ve yaşamımız, bilgelik, güç, mutluluk ve sevgi içeren her şeyi, kısacası benliğin en yüksek düzeyi olan doğal özellikleri yansıtır.
ZİHİNSEL BEDEN

Duygu bedeninin bitiminde başlar ve astral bedene kadar uzanır. Genelde rengi sarıdır. Fikirlerimizin yapısını barındırır ve düşünce formları bu bedende görülebilir.

Hastalıklarımızın büyük bir çoğunluğu zihinsel bedenimizden kaynaklanmaktadır. Tüm hastalıkların zihinsel nedenlerinin olduğu artık birçok araştırmacı ve modern tıp tarafından da ortaya konmuştur.

Zihinsel bedenin en önemli özelliği güçlü olduğu zaman kişinin başka insanların etkisi altında kalmaması ve özgür iradesiyle kendi kararlarını verebilmesidir. Zihinsel beden zayıfladığında ise, kişi kararsızlık halindedir ve sürekli başka insanların etkisinde kalarak yaşamına devam eder. “Başkaları ne der” mantığını sürekli öne süren ve yaşamını başkalarının ne düşüneceğine göre planlayan bir kişinin zihinsel bedeni son derece sağlıksızdır.

Olumsuz düşünceleri elemek ve yerlerine olumlu düşünceler yerleştirmek de zihinsel bedenin en önemli işlevidir. Düşüncelerimizin yaşamımızı hangi boyutlarda etkilediğini gözümüzün önüne getirdiğimizde zihinsel bedenimizin önemini daha iyi anlayabiliriz. Hastalıkların önce zihinsel bedende oluşması ve daha alt bedenlerden fiziksel bedenimize geçmesi de zihinsel bedenin önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

Düşünceleri, yorumları, akılcı ve sezgisel algıları zihinsel beden oluşturur. Zihinsel beden frekansı, Eterik ve duygu bedenden daha yüksek, yapısı da daha az yoğundur.

Farkındalık ne kadar derinse, zihinsel bedenin renkleri de o kadar açık ve yoğun olur. Duygu beden gibi zihinsel bedende de yüksek ve alçak oktavlar vardır. Birçok insanın tek ve reel gerçeklik olduğuna inandığı, akıl ve mantık sırası izleyen Düşünce-Zihin yapısı, aslında alçak frekansları ifade eder.

Bu tarzdaki zihinsel aktiviteler, fiziksel düzeydeki algılara bağlıdır. Bilgiler fiziksel beden ve duyular ile zihinsel bedene alınır, oradan da eterik beden yoluyla duygu bedene ulaştırılır. Astral beden alınan bilgileri, duygulara çevirerek zihinsel bedene gönderir. Zihinsel beden de bu duyguları düşüncelere uyarlar.

Astral beden ve çözümlenmemiş duygu kalıpları, bilgiyi çarpıtarak yanlı düşünceler haline sokar. Dünyadaki değerlendirme sistemimizde kullandığımız tekrarlanan düşünce kalıpları, bu şekilde ortaya çıkar. Akılcı zihin, hiçbir zaman yansız ve Nötr olamaz. Bu şekilde işleyen bir zihinsel bedende ortaya çıkan düşünceler, genellikle kişisel mutluluk ve dünyevi sorunlarla ilgi düzeyinde kalır.

Zihinsel bedenin işlevi, giderek artan, sorunlara akılcı çözüm bulma şekline dönüşür. Tabii ki bu durum, Öz yapılanmanın çarpıtılmasını ve yeteneklerin sınırlı kalması sonucunu oluşturur.

Zihinsel bedenin asıl görevi, ruhsal beden düzleminde, akılcı zihinle bütünleşerek, Evrensel gerçeği yakalamaktır. Yakalanan bu gerçeklerle, Evrensel gerçeğe uyum sağlanır. Varlığın Ruhsal düzleminden getirilen bu bilgi kendini, önce sezgi ve anlık iç görüler şeklinde, hayal veya ses olarak gösterir, ardından sözlü düşüncelere çevrilir, ”İç Görü” nün kazanılmasını sağlar.

Bu gerçeklik, akılcı zihinden kaynaklanan lineer anlayışın aksine, “Holografiktir”… Üçüncü göz ile Taç chakrası arasındaki bağlantı yoluyla, zihinsel bedenin yüksek derecelerine ulaşılınır. Zihinsel beden bir kez geliştikten sonra Ruhsal bedenin “AYNA” sı olarak, yüksek benliğin bilgeliğinin farkına varır.

ETERİK BEDEN

Einstein’ın rölativite teorisi herşeyin enerji olduğunu kanıtlama olanağını vermiştir. Bu keşif, materyalist kavramların ve evrenle ilgili açıklamaların ölüm fermanı olarak yorumlandı. Çünkü evrenin kendisini gösterdiği güneş, gezegenler ya da doğanın çeşitli alemlerinde herşey bir enerji formudur. Sübtildir, elle tutulamaz ama sağlamdır. Şimdi enerjiye ‘varolan herşey’ olarak bakılıyor. Dünyamız enerji denizlerinden tezahür etmiştir. Bazıları form biçiminde kendisini gösterir, diğerleri bu formların yaşadığı, hareket ettiği ve var olduğu ortamı meydana getirirler. Bütün formlar canlı enerjilerden oluşmuşlardır, birbirleriyle ilişki halinde titreşirler. Ancak hepsinin kendisine özgü nitelikleri ve nicelikleri vardır. Aynı zamanda, bir formun içinde başka bir formun var olduğunu da görebiliriz, içinde bulunduğumuz oda bir evin içindedir. Bu ev de, daha büyük evler topluluğunun içinde bulunan evler gurubunun içindedir. Peşpeşe gelen her form, daha büyük bir bütünün parçasıdır. Her ne kadar, her zaman bunun bilincinde olmasakta, biz bir enerji okyanusunun içinde yaşıyoruz. Biz kendimiz enerjilerden meydana geliyoruz ve tüm bu enerjiler birbirleriyle bağlantı içindeler ve gezegenimizin enerjiden oluşan yapısının sentezidirler.

Bu enerji yapısına ‘’eterik’ ’adı verilir. Her insanın eterik ya da enerji bedeni(aura),gezegenimizin eterik yapısının bir parçası, dolayısıyla da güneş sisteminin bir parçasıdır. Bu ortam aracılığıyla, her insan temelde tanrısal yaşamın küçük ya da büyük olarak ifade bulduğu her şeyle ilişkilidir. Aslında, doğada varolan her formun enerji bedeni, tek bir evrensel yaşam formunun bir parçasından ibarettir-Tanrının kendisi. Eterik beden aslında enerjiden başka bir şey değildir. Görevi değişik tür ve derecelerdeki enerji dürtülerini almak, yaymak ve bu güç dürtüleri ve dalgaları sayesinde harekete geçmektir. Aslında her seviyedeki ve türdeki telepatik etkileşimlerin, hem insanlar hem de guruplar arasındaki ilişkilerin ve her formdaki öznel çalışmanın temelini oluşturur. Eterik beden, aynı zamanda, zihinsel ve duygusal dürtülerle, fiziksel formun dışındaki dünyanın bağlantı kurmalarını sağlar. Eterik bedenin ağı aracılığıyla, enerjiler her tür yaşam biçiminin faaliyetlerini ve özelliklerini dışa vurmak üzere sürekli hareket ederler, dolaşırlar ve onları belirlerler. Bu tek bir birey, bütün insanoğlu, gezegenimiz ve ötesi için varolan bir gerçektir.

KİRLİAN FOTOĞRAFÇILIĞI

Kirlian Fotoğrafçılığı, tüm canlıların etrafında varolan eterik enerji biçimlerinin fotoğrafını çekmeye yarayan bir tekniktir. Bu işlemin öncülüğünü,1940’larda Rus araştırmacı Semyon Kirlian yaptı. Bunun temelinde korona deşarjı denilen bir olay vardır. Bir nesne yüksek frekanslı bir elektrik alanı içindeyken topraklandığı zaman, nesneyle elektrod arasında bir kıvılcım deşarj olur. Nesne ile elektrod arasına küçük bir filim parçası yerleştirilir ve deşarj biçimi filme çekilir. Nesne olarak canlı bir varlık kullanıldığı zaman, harika renkler ve şekiller ortaya çıkar. Bu deşarj biçimi tüm canlıların etrafını saran bir enerji alanı olan eterik auranın şeklini izler gibi görünür.Kirlian fotoğrafçılığı hakkında http://www.svnergy-co.com/kirlian.html adresinden bilgi alabilirsiniz.

Eda Erdoğan

Evrenin Enerji Atölyesi: Kurucusu. Spiritüel Life Coach : Eda Erdoğan. Her bireyin benzersiz bir potansiyeli olduğuna inanıyorum ve kişisel gelişim süreçlerinde rehberlik etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir