Şems’in Kırk Kuralı
“Her badireden ve tecrübeden sonra, hiç bir kitapta
yazılı olmayan, sadece can defterime nakşedilmiş kurallara bir yenisini daha
ekledim. Bunlara bir ad verdim ” Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin Sufi
Meşreplilerin Kırk Kuralı”
yazılı olmayan, sadece can defterime nakşedilmiş kurallara bir yenisini daha
ekledim. Bunlara bir ad verdim ” Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin Sufi
Meşreplilerin Kırk Kuralı”
Bu kurallar benim için tabiat kanunları kadar evrensel,
onlar kadar temeldir. Bu kuralların kırkını birden tamama erdirmek uzun
senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. Şimdi artık eklenecek
ne bir virgül kaldı ne nokta. Ne bir harf, ne yeni bir kelime. Artık kırk kural
da bittiğine göre, ömrü hayatımın son faslındayım.” ( Tebriz’ li Şems )
onlar kadar temeldir. Bu kuralların kırkını birden tamama erdirmek uzun
senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. Şimdi artık eklenecek
ne bir virgül kaldı ne nokta. Ne bir harf, ne yeni bir kelime. Artık kırk kural
da bittiğine göre, ömrü hayatımın son faslındayım.” ( Tebriz’ li Şems )
Şems’ in Kırk Kuralı (Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin, Sufi
Meşreplilerin Kırk Kuralı)
Meşreplilerin Kırk Kuralı)
Birinci Kural:
Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl
gördüğümüze ayna tutar.
gördüğümüze ayna tutar.
Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir
varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla.
varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla.
Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat
anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
İkinci Kural:
Hak Yol’ unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.
Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil.
Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!
Üçüncü Kural:
Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır.
Sonraki batıni mana.
Üçüncü batınının batınisıdır.
Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz
kalır tarif etmeye.
kalır tarif etmeye.
Dördüncü Kural:
Kainattaki her zerrede Allah’ ın sıfatlarını bulabilirsin,
çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir.
çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir.
Allah’ ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’ nu görüp ölen de
yoktur. Kim O’ nu bulursa sonsuza dek O’ nda kalır.
yoktur. Kim O’ nu bulursa sonsuza dek O’ nda kalır.
Beşinci Kural:
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir.
Korka korka atar adımlarını.
Korka korka atar adımlarını.
“Aman sakın kendini” diye tembihler.
Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ” Bırak kendini,
ko gitsin! “
ko gitsin! “
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap
düşer.
düşer.
Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne
varsa harap bir kalpte var!
varsa harap bir kalpte var!
Altıncı Kural:
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden
kaynaklanır.
kaynaklanır.
Se sen ol, kelimelere fazla takılma.
Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.
Yedinci Kural:
Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin
yankısını duyarak, Hakikat’ i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın
aynasında tam olarak görebilirsin.
yankısını duyarak, Hakikat’ i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın
aynasında tam olarak görebilirsin.
Sekizinci Kural:
Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma.
Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli
bir patika açar.
bir patika açar.
Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet
bahçeleri var.
bahçeleri var.
Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.
Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
Dokuzuncu Kural:
Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak
demektir.
demektir.
Sabır nedir?
Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül
edebilmektir.
edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer,
hazmeder.
hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için
zaman gerekir.
zaman gerekir.
Onuncu Kural:
Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney-
çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!
çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!
Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
On Birinci Kural:
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden
bebeğe yol açılmaz.
bebeğe yol açılmaz.
Senden yepyeni taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi
için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
On İkinci Kural:
Aşk bir seferdir.
Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden
tırnağa değişir.
tırnağa değişir.
Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
On Üçüncü Kural:
Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte
hacı hoca şeyh şıh var.
hacı hoca şeyh şıh var.
Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp
kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.
kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.
Tutup da ona hayran olmaya değil.
On Dördüncü Kural:
Hakk’ ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine
teslim ol.
teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir”
diye endişe etme.
diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi
olmayacağını?
olmayacağını?
On Beşinci Kural:
Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle
meşguldür.
meşguldür.
Tek tek herbirimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz.
Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire
eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.
eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.
Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen
eser, kusursuzluğu hedefler.
eser, kusursuzluğu hedefler.
On Altıncı Kural:
Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır.
Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.
Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.Demek
ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne
layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.
ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne
layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.
On Yedinci Kural:
Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur.
Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün,
yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.
yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.
Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset
ve art niyettir.
ve art niyettir.
On Sekizinci Kural:
Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde
gizlenmiştir.
gizlenmiştir.
Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk
değil, bizzat içimizde bir sestir.
değil, bizzat içimizde bir sestir.
Şeytanı kendinde ara; dışında başkalarında değil. Ve unutma
ki nefsini bilen Rabbini bilir.
ki nefsini bilen Rabbini bilir.
Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda
mükafat olarak Yaradan’ı tanır.
mükafat olarak Yaradan’ı tanır.
On Dokuzuncu Kural:
Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce
sırasıyla kendine borçlusun bunları.
sırasıyla kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.
Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı,
sevin.
sevin.
Yakında gül yollayacak demektir.
Yirminci Kural:
Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan
ibarettir.
ibarettir.
Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi
zaten kendiliğinden gelir.
zaten kendiliğinden gelir.
Yirmi Birinci Kural:
Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.
Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç
şüphesiz öyle yapardı.
şüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını
başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
Yirmi ikinci Kural:
Hakiki Allah aşığı bir meyhanaye girdi mi orası ona namazgah
olur.
olur.
Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur.
Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan,
suret ile yaftalar değil.
suret ile yaftalar değil.
Yirmi Üçüncü Kural:
Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet
bir oyuncaktan ibaret.
bir oyuncaktan ibaret.
Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur
onun için.
onun için.
Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar
ve atar.
ve atar.
Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne de tefrittte.
Sufi daima orta yerde…
Sufi daima orta yerde…
Yirmi Dördüncü Kural:
Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en
şereflisi,
şereflisi,
atttığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu
hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.
hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.
İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir
olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan
vazgeçmemelidir.
olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan
vazgeçmemelidir.
Yirmi Beşinci Kural:
Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.
İkisi de şu an burada mevcut.
Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi
başarsak, cennetteyiz aslında.
başarsak, cennetteyiz aslında.
Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve
kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
Yirmi Altıncı Kural:
Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes gözünmez
iplerle birbirine bağlıdır.
iplerle birbirine bağlıdır.
Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden
zayıf olanın canını yakma.
zayıf olanın canını yakma.
Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm
insanlığı mutsuz edebilir.
insanlığı mutsuz edebilir.
Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
Yirmi Yedinci Kural:
Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana
sesleri öyle aksettirir.
sesleri öyle aksettirir.
Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.
Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan
hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.
hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.
Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.
Senin gönlün değişirse dünya değişir.
Yirmi Sekizinci Kural:
Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.
Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.
Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.
Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.
Yirmi Dokuzuncu Kural:
Kader haytamızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
Bu sebepten “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip
boyun bükmekcehalet göstergesidir.
boyun bükmekcehalet göstergesidir.
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.
Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya
aittir.
aittir.
Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında
çaresizsin.
çaresizsin.
Otuzuncu Kural:
Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa,
ayıplansa, dedikodusu yapılsa hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da
kimse hakkında tek kötü laf etmez.
ayıplansa, dedikodusu yapılsa hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da
kimse hakkında tek kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez. Kusur örter.
Otuz Birinci Kural:
Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip
olmalı.
olmalı.
Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.
Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi
ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp…
ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp…
Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler
atlatırız.
atlatırız.
Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne
yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
Otuz ikinci Kural:
Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf
bir aşkla bağlanabilesin.
bir aşkla bağlanabilesin.
Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut
yargılamak için kullanma.
yargılamak için kullanma.
Bilhassa putlardan uzak dur dost.
Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!
İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!
Otuz Üçüncü Kural:
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol.
Menzilin yokluk olsun.
Menzilin yokluk olsun.
İnsanın çömlekten farkı olmamalı.
Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki
boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.
boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.
Otuz Dördüncü Kural:
Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam
tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.
tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.
Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi
bırakır, emin bir beldede yaşar.
bırakır, emin bir beldede yaşar.
Otuz Beşinci Kural:
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi
ise içindeki inananla.
ise içindeki inananla.
İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler
kişi.
kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
Otuz Altıncı Kural:
Hileden, desiseden endişe etme.
Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa,
Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.
Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.
Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem
karşılıklar esasına göre işler.
karşılıklar esasına göre işler.
Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece
buna inan!
buna inan!
Otuz Yedinci Kural:
Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat
ustasıdır.
ustasıdır.
O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.
Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek
zamanı.
zamanı.
Otuz Sekizinci Kural:
“Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye
hazırmıyım?” diye sormak için hiç bir zaman geç değil.
hazırmıyım?” diye sormak için hiç bir zaman geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa
olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
Otuz Dokuzuncu Kural:
Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden
her hırsız için bir hırsız daha doğar.
her hırsız için bir hırsız daha doğar.
Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır.
Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde
kalır merkezinde…
kalır merkezinde…
Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.
Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.
Kırkıncı Kural:
Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.
Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa
dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!
dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!
Ayrımlar ayrımları doğurur.
AŞK’ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır
hasretinde.
hasretinde.
Yazan: Birlik bilinci
Elif Şafak alıntıdır.


